TÜRKİYE HEKİM PLATFORMU
BASIN BİLDİRİSİ
Hekimler tarafından merak ve ümitle beklenen “Tam Gün Yasa Tasarısı” ne yazık ki hekimlerin beklentilerini karşılamak bir yana hekim camiasını ve hastaları kısıtlayan bir tasarı olarak geçtiğimiz günlerde TBMM’ne sevk edilmiştir.
Türkiye Hekim Platformu, “Tam Gün Yasa Tasarısı” ile ilgili aşağıdaki hususları değerli basınımız aracılığı ile kamuoyunun takdirine sunmayı uygun bulmuştur.
- Tasarı hastanın temel haklarından biri olan hekim seçme hakkını ortadan kaldırmaktadır;
Tasarı yasalaştığında iddia edilenin aksine hastaların hekim seçmesi mümkün bulunmamaktadır. Hastaların ücretini ödeyerek dahi istediği hekime muayene ya da ameliyat olmasının önü kapatılmaktadır. Oysaki sosyal devlet, vatandaşlarına temel sağlık hizmetlerini ücretsiz ve eşit şartlarda sunmak zorundadır. Bu hiçbir şekilde bedelini ödeyerek istediği hekim ya da kurumdan sağlık hizmeti almak isteyen vatandaşların bu haklarını elinden almamalıdır. Sözü edilen hizmet satın alınırken gerçekleşen hukuk ve etik dışı davranışlar ise devletin yetkili organları tarafından takip edilmeli ve gerekirse yaptırım uygulanmalıdır. Tasarı yaptırımın muhatabını aramak yerine adeta bütün hekimleri cezalandırarak sorunu çözmeyi hedeflemektedir.
Kamuoyunda, bu kanunun yasalaşması halinde artık vatandaşın Tıp Fakültelerinde öğretim üyelerine daha kolay ulaşabileceği gibi bir hava estirilmektedir. Ancak mevcut haliyle yasa tam tersi bir sonucun doğmasına neden olabilecektir.
- Hekimlik özelliği olan bir meslek olmaktan çıkarılarak sıradan bir devlet memuriyeti haline getirilmektedir;
Esas aldığınız kriter ne olursa olsun, [en uzun eğitim süresi (6 yıl lisans+ortalama 5 yıl ihtisas+3 yıl üst ihtisas,), zorunlu hizmetler, temininde güçlük, iş riski, insan hayatı ile yakın ilişki, vd.), diğer mesleklerle mukayese edildiğinde hekimliğin özellik arz eden bir meslek olduğu açıktır. Dünyanın hiçbir ülkesinde hekimler sıradan devlet memuru olarak değerlendirilmez. Tasarının bu yönüyle hekimleri haksızlığa maruz bıraktığı görülmektedir. Hekimliğin bu özgünlüğü ve özelliği dikkate alınmadığı takdirde, ne yazık ki, uzun dönemde sağlık hizmetlerinin ve hekim kalitesinin olumsuz etkileneceği kaçınılmaz bir sonuçtur.
- Tasarıda hekimlik mesleğinin “iş riskleri” ve “yıpranma payı” yer almamaktadır;
Hekimlik de askerlik, polislik vb gibi son derece güç koşullarda icra edilen, iş riski yüksek ve bedensel ve ruhsal olarak yıpranmaya neden olan mesleklerdendir. Bir genel cerrahi asistanı, 5 yıllık ihtisası süresince, sıradan bir devlet memurunun 15 yılda tamamladığı mesaisine eşdeğer süreyi çalışarak geçirmektedir. Bu örnekten yola çıkılacak olursa, alınan risk ve yıpranma paylarının hiçbir şekilde hesaba katılmadığı açıktır. Hekimler için iş riski ve yıpranma payının gündeme getirilmediği söz konusu yasa tasarısı, tarafımızdan tek taraflı ve hekimlik mesleğini ihmal eden şekilde hazırlanmıştır.
- Tasarı hekimliği serbest olarak icra edilebilen meslek olmaktan çıkarmaktadır;
Hekimlerin yarı-zamanlı olarak çalışmasının hem devlet hastanelerinde hem de üniversitelerde sakıncaları görülmüştür. Bu nedenle hekimlerden tam-zamanlı olarak kamu kurumlarında çalışmayı ya da özel çalışmayı tercih etmelerinin istenmesi ülkemiz koşullarında son derece doğal karşılanmaktadır. Tasarı bunun ötesinde özel çalışmayı tercih eden hekimim adeta elini kolunu bağlamaktadır. Muayenehanesi olan hekimlerin başka bir sağlık kuruluşunda hasta takibini kural olarak yasaklamayan ancak, SGK ile sözleşmesi olmayan sağlık kurumlarında hasta takibinin yapılabileceğini öngören düzenleme, aslında hekimlerin çalışma hürriyetini ve hekimlik mesleğini uygulama hakkını ortadan kaldıran fiili bir durum yaratmaktadır. Birkaç büyük şehir dışında SGK ile anlaşması olmayan özel sağlık kurumunun neredeyse hiç bulunmadığı dikkate alındığında, taslağın bu hükmümün çalışma hürriyetini ve mesleği uygulama hakkını kısıtladığı görülmektedir.
- Tasarıda hekimlerin özlük hakları ile ilgili iyileştirme yer almamaktadır;
Tasarıda hekimlerin emekliliğe esas teşkil eden temel maaşlarında herhangi bir iyileştirme öngörülmemektedir. Tam Gün Yasası gündeme geldiğinde bu iyileştirme her fırsatta dile getirilmekteydi, ancak meclise sevk edilen son teklifte bunun yer almadığı görüldü. Bazı meslek gruplarının özlük haklarında yapılan iyileştirmelere on yıllardır hekimler dâhil edilmemiştir. Hekimlerin aylık gelirinin büyük kısmının, döner sermayeden alacağı performans gelirine dayalı olması öngörülmektedir. Bu gelirler ne yazık ki sadece hekimin çalışabildiği sürece elde edebileceği gelirlerdir ve ne yazık ki, özlük haklarına ve emekliliklerine yansımamaktadır. Hekimlerin emekliliğe esas teşkil eden maaşları, pek çok eşdeğer meslek grubunun gerisinde kalmıştır. Dolayısıyla hekimlerin emekli olduktan sonra yaşam standartlarını korumaları mümkün görülmemektedir. Bu durum, hekimler ileri yaşları için sürekli birikim yapmaya ve mümkün olduğu kadar geç emekli olmaya sevk etmektedir. Dolayısıyla hekimler hem fiziksel hem de ruhsal olarak bundan zarar görmektedir. Tasarı hekimlerin gelirlerini ürettikleri hizmete endekslemekle, uzun süreli hastalık, sakatlık gibi durumlarda hekimleri güvenceden yoksun durumda bırakmaktadır. Hekimlerin emekliliğe esas teşkil eden maaşları eşdeğer mesleklerle eşitlenmeli, gerekirse üretilen hizmete karşılığı ödemeler kısıtlanmalıdır.
- Hekim ücretleri sanal rakamlar telaffuz edilerek abartılmaktadır;
Hekimlerin ücretleri söz konusu edildiğinde olağanüstü kazançlar sağlayan son derece azınlıkta kalan hekim grubunun gelirleri örnek gösterilmektedir. Oysaki her meslekte olağanüstü kazanç sağlayabilen örnekler mevcuttur. Bunları esas alarak bir meslek grubunu mağdur etmek doğru olmasa gerek.
Sağlık Bakanımız yeni yasa ile Tıp Fakültesinde bir öğretim üyesinin aylık 14 bin TL gelir elde edebileceğini belirtmektedir. Bu tarz açıklamalar kamuoyunu yanıltmakta ve hekimleri 14 bin TL’yi beğenmeyen paragözler durumuna düşürmektedir. Oysaki söz konusu tasarı yasalaştığında telaffuz edilen gelirin yarısının bile ödenebilmesi mümkün görünmemektedir.
Ayrıca tasarı ile üniversite hastanelerinin gelirlerinde önemli bir meblağ teşkil eden özel muayene ve özel ameliyatlar kaldırılmakta, bunun yerine herhangi bir gelir getirici faaliyet konulmamaktadır. Hâlihazırda döner sermaye paylarını ödemekte güçlük çeken (hatta ödeyemeyen) üniversite hastanelerinin, bu eksiltmeyle bu ödemeleri nasıl gerçekleştireceği merak konusudur.
- Tıp Fakültelerinin konumu ve durumu gittikçe karmaşık bir durum arz etmektedir;
a. Tıp Fakülteleri akademik kuruluşlardır. Öncelikli görevleri tıp öğrencilerine ve asistanlara eğitim vermek ve bilimsel araştırma faaliyetlerinde bulunmaktır. Bu akademik kurumlar aynı zamanda eğitim ve bilimsel araştırma faaliyetleri çerçevesinde sağlık hizmetleri de üretirler. Tıp Fakültelerinin bütün enerjisini sadece hizmet üretmeye ve döner sermaye gelirlerini artırmaya sarf etmesini öngören tasarı, bu kurumları asli görevlerini yapamaz hale getirmektedir. Söz konusu tasarı ve buna ilişkin uygulamalarla asıl işi eğitim olan tıp fakülteleri hizmet üretmek için adeta kamçılanırken, asıl işi sağlık hizmeti vermek olan devlet hastanelerine eğitim kurumu misyonu yüklenmektedir. Bu çarpıklık hem nitelikli hekim yetişmesini hem de seri ve nitelikli sağlık hizmeti üretilmesini zora sokmaktadır.
b. Tıp Fakültelerinin döner sermaye gelirleri açısından darboğaza itilmektedir. SGK tarafından uygulanan paket tarife sisteminde, hastaneye başvuran her hasta için sabit ve kısıtlı bir ücret ödenmektedir. Özellikle üniversite hastanelerinde bu uygulama, tıp mesleğinin gerçeklerinden son derece uzak bir uygulamadır. SGK, hekimliğin temel kabullerinden sayılan “hastalık yoktur, hasta vardır”, “tıpta iki kere iki dört etmez” gibi ilkeleri göz ardı etmektedir. Her hasta için standart ücret ödemesi, birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında tedavi edilememiş, zor, karmaşık ve fazla tetkik ve incelemeye ihtiyaç gösteren hastaların başvurduğu Tıp Fakülteleri açısından oldukça önemli bir haksızlık kaynağıdır. Tıp Fakülteleri ayrıca, döner sermaye gelirleri üzerinden Maliye Bakanlığı’na ödemesi gereken yüzde oranlar açısından da, devlet hastanelerine göre daha dezavantajlı durumdadır.
c. Kanun teklifinde, akademik unvan ve kariyerleri (Prof., Doç., uzman, araştırma görevlisi) göz önüne alınmaksızın üretilen sağlık hizmeti aynı kefeye konulmaktadır. Bu, mesleğine yıllarını vermiş, kariyer sahibi öğretim üyeleri açısından son derece incitici olmakla birlikte, genç hekimlerin de kariyer yapmak için motivasyonlarını kıran bir durumdur. Tasarıda hocası ile eğitimine henüz başlamış asistanının ürettiği sağlık hizmeti arasında fark gözetilmemektedir.
d. Uygulamaya göre Sağlık Bakanlığı Eğitim Hastaneleri’ndeki bazı branşlarda ihtisas yapan asistanlar, Tıp Fakültesinde görev yapan hocalarından daha fazla ücret almaktadırlar. Bu durumun doğal yansımaları TUS sınavı sonuçlarında görülmektedir. Artık, genç meslektaşlarımız ihtisas yapmak için tercihte bulunurken, daha fazla gelir elde edebilecekleri Sağlık Bakanlığı Eğitim Hastanelerini üniversite hastanelerine tercih etmektedirler. Üniversite hastanelerindeki bazı branşlar, kalıcı asistan bulmakta güçlük çekmektedirler.
- Tasarıda performansa dayalı ücret sisteminin sakıncaları giderilmemiştir;
Tasarıda öngörülen ve hâlihazırda kısmen uygulanmakta olan sistem çalışanla çalışmayanı ayırabilen bir sistem değildir. Bu sistem, uygulamada birçok eşitsizliğe ve haksızlığa sebep olabilmektedir. Aynı hastanede çalışan, aynı branştaki hekimlere yapılan, ya da iki farklı hastanede çalışan ve aynı işleri yapan iki hekime yapılan ödeme arasında büyük farklılıklar olabilmektedir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler çok düşük ek ödeme almakta, bazen bu ödemeyi de alamamaktadırlar. Sağlık kurumlarının sosyal güvenlik kuruluşlarından alacağını tahsil edememesi, kamu hastanelerinin alacaklarının silinmesi, hastanelerin inşaat ve onarım, tıbbi cihaz alımı, hizmet alımı gibi giderlerinin döner sermayeye yüklenmesi, hekimlere döner sermaye katkı payı ödenmesini imkansız hale getirmektedir.
- Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kurum hekimleri, çalışma ve ücretlendirme sistemi açısından farklı bir uygulamaya tabidir. Bu hekimler, sabit aylık maaşları dışında, döner sermaye, prim, tazminat, nöbet ücreti adı altında ek bir ödeme almadıkları için düşük bir ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca, İş Kanunu’nun 81. maddesinde 2006 yılında yapılan düzenleme ile kurumlarda çalışan işçilerin işyeri hekimliği hizmetlerinin kurum hekimlerinin asli görevleri kapsamında, ek bir ücret almaksızın yapılması öngörülmüştür. Bu nedenle söz konusu hekimler, işyeri hekimliği ücretlerinden de mahrum durumdadırlar. Tasarı, kurum hekimleri açısından hiçbir iyileştirme öngörmemiş, kurum hekimleri adeta yok sayılmıştır.
TÜRKİYE HEKİM PLATFORMU olarak, sağlık hizmetlerinin özelliğinden dolayı, sağlık alanında yapılacak hiç bir düzenlemenin, hekimlerin desteği alınmadan başarıya ulaşamayacağını düşünmekteyiz. Bu nedenle, meclise sevk edilmiş olan ‘Tam Gün Yasa Tasarısı’ ile ilgili olarak yukarıdaki eleştirilerimizin mutlaka göz önüne alınması gerektiğini Kamuoyunun, Sağlık Bakanımızın ve Yüce Meclisimizin dikkat ve bilgilerine saygılarımızla sunarız.
Türkiye Hekim Platformu çatısı altında bu bildiriye imza koyan Tabip Odaları